yanlış zamanlar

hep yanlış zamanlarda,
çıktın karşıma.
ben yürüyen merdivenden
aşağı inerken,
sen yukarı çıkmaktaydın
yanıbaşımda;
başka yerlere gitti
adımlarımız.
bir akşam iş çıkışı,
sana yeşil yandı
köprülü kavşakta,
ben kalakaldım
kırmızı ışıkta;
ve kaybolduk gittik
farklı yollarda.
yaklaşır gibi olduk,
bir tarifeli seferde.
otururken sen,
22A numaralı koltuk,
pencere kenarında,
sıkıca bağlıydı kemerlerim,
35D numarada;
türbülanslara girdim
ve bir türlü yaklaşmadım
senin yanına.
bir defasında
karşı kaldırımda,
kalabalıklar içinde,
belirdin ve kayboldun,
yakalayım desem de seni,
ne izini bulabildim
ne de gölgeni.
bir gün nihayet
konuştun benimle,
markette, kasasının arkasında,
kasiyer kılığında.
“beş lira seksen beş kuruş”
dedin bana.
gel gör ki,
girerken ben
kredi kartımın şifresini
sen bakmayınca yüzüme,
elimde market poşetleri
cebimde fiş
sensörlü kapılar ardında
bıraktım seni.
tutamadım ellerinden,
oturamadım yanına;
çünkü hep yanlış zamanlarda
çıktın karşıma…